MAKALELER
Haluk Uygur
Haluk Uygur/1001 Doğa

GÖRÜNENİN DEĞİL, GÖRÜNENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

 

On yıllar önce fotoğrafa başladığımda, doğa fotoğrafına yönelen insanlar, “çiçek böcek fotoğrafçısı”, “hafta sonu fotoğrafçısı” gibi ifadelerle küçümsenirlerdi. Hatta bazı fotoğraf dernekleri, doğa fotoğrafı çekenlerin derneğe üye olmasına pek sıcak bakmazlardı.

 

Fotoğrafın içerisinde muhakkak bir insan unsuru bulunması, bu da yetmez, mağdur insan unsuru bulunması arzu edilirdi. Türkiye’de fotoğraf örgütlenmelerinin başladığı yılların (1970-1980 arası) konjonktürü bu bakış açısına uygundu zaten.

 

Uygun olmayan ise, ortalama 30 bin yıllık sanat tarihi sürecinde yer almış olan sanat insanlarının doğaya bakış açısıyla, Türkiye’deki fotoğraf çevrelerinin yukarıda sözünü ettiğimiz bu yaklaşımıydı.

 

Şöyle ki;

 

Sanat tarihi içerisinde bilgiye dayalı bir yolculuk yaptığınızda, bilim ve sanatın şahlandığı “Rönesans” döneminin isminin bile doğadan geldiğini görüyoruz. Rönesans kelimesinin anlamı, “Doğaya dönüş” demek...

 

Ve Rönesans resmini incelediğimizde, o dönemden bu yana doğa görüntülerinin kesintisiz şekilde kullanıldığını görmekteyiz. Örneğin; Da Vinci, uzayıp giden doğa parçalarını ilk eseri sayılan “Müjde” ile birlikte kullanmaya başlamış. Mona Lisa’da ise bu çabasını doruğa çıkararak, “Sfumato (hava perspektifi)” diye isimlendirilen teknik buluşunu bir Toscana manzarası üzerine uygulamış.

 

18. yüzyıldan itibaren ise “Naturalizm”in, yani “Doğacılık”ın bir sanat akımı olarak doğduğunu görüyoruz. Naturalizm; sadece görüneni kopya etmekten öte, görünenin sanatçı üzerinde oluşturduğu duygu ve coşkuyu izleyiciye aktarmayı ilke edindiği için sanat tarihinde bir akım olarak yer alabilmiştir.

 

Böylece, modern sanatın temelleri şu ilkeyle atılmış:

 

“Görünenin değil, görünenin sanatçı üzerinde yarattığı etkinin izleyiciye aktarılması”...

 

İşte 1970-80 dönemlerinde Türkiye fotoğrafında belirgin şekilde görülen doğadan kaçma eğilimi bu yüzden modern sanatın “bana gördüklerini değil, gördüklerinin düşündürdüklerini anlat” şeklinde özetleyebileceğim ilkesiyle uygun düşmüyordu. Bu uygunsuzluğun nedeni de, kanımca, sanat tarihini yeterince incelememiş olmamızdı.

 

Ama bu uyuşmazlık, öncü doğacılar vasıtasıyla zaman içerisinde aşıldı. Eksik kalan kısmını da günümüz doğacıları büyük çabalarla tamamlamaya çalışıyorlar.

 

Mustafa Eser’i de, Nusret Nurdan Eren, Tansu Gürpınar, Necmettin Külahçı gibi öncülerden sonra gelen ikinci kuşak doğacılar arasında görmekteyiz.

 

Eser’i (bazı doğa çekerlerden ayırıp) bu kategori içerisinde değerlendirmemizin ana nedeni ise, doğadan bir görüntü koparıp, zaten güzel olan bir yeryüzü parçasının prestijinden fotoğrafı adına yararlanmak yerine, izlediği güzelliği kullanarak kendi duygusunu izleyiciye aktarmak çabasıdır. O, güzel doğa parçasını kopyalamak yerine, bir doğa parçasını kendi estetik anlayışıyla dönüştürüp güzelleştirerek, yaşamında büyük yer tutan Mersin’i daha yükseklere taşımayı hedeflemiştir.

 

Bu çabasıyla sadece Mersin’i değil, Türkiye’deki fotografik anlayışı da yükseltmiştir.

 

Elinizdeki kitaba bir de bu açıdan bakmanızı rica ederim.

 

S.Haluk UYGUR

Fotoğraf Sanatçısı

Altın Oran Sanat Akademisi Kurucusu

(Nisan 2018-Adana) 

Adres
: Bahçe Mah. 4605 Sok.Edibe Hanım Apt. No:1 K:2 D:14 Akdeniz/Mersin
Telefon
: +90 (324) 233 40 14
Faks
: +90 (324) 238 24 20
GSM
: +90 (532) 375 51 17
E-Posta